Yeni Alanya Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yeni Alanya Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2010 Salı

MARKA OLABİLMEK ?



“Alanya, Türk turizminin Tursil’idir” demiştim.
Herkes adını bilir; yani en tanınan markadır.
Ama, çok az insan onu satın alır.
Pazar payı giderek azalmaktadır bu yüzden…
Yaratılan yeni markalara sürekli geçilirken, “marka” olmakla övünür.
Marka olmak tek başına bir işe yaramıyor oysa…
Marka olmanın yanı sıra iyi bir imaja sahip olmak da gerek…

Mehmet Ali Dim, Yeni Alanya Gazetesi

11 Eylül 2009 Cuma

SİLKELENME ZAMANI


Alanya’da ekonomik koşullar giderek ağırlaşıyor.

Siftahsız dükkan kapatanlar çoğalıyor.

İşyerini kapatıp kaçandan geçilmiyor.


Piyasada nakit para dönmüyor.
Çekler karşılıksız, senetler protesto oluyor.
Geçen iki yılda turizm sektöründen doğan açığı, inşaat sektörü süspanse etmişti bir ölçüde…İnşaat ve emlak sektörü de iyice çökünce Alanya ekonomisi dibe vurdu doğal olarak…
Turizmde ne kadar “doluyuz” desek de “boş!”
5-10 Euro fiyatlarla otelci kazanamıyor.
Yüksek kiralar ve maliyetler yüzünden esnaf, ne yapsa işin içinden çıkamıyor.
Alanya’da para kazanmak, kar etmek artık zor…
Hem de zorun zoru…
Bu kötü mü? Kötü…
Ancak, bu kötünün kötüsü duruma, biraz da “iyimser” pencereden bakalım.
Nereden nereye geldiğimizi bilelim evvela…
Damlataş Mağarası'nın kaşifi rahmetli Galip Dere'nin, “Kuruüzüm değil turuzim turuzim” dediği 1970'li yıllardan bugüne turizm sektörünün katettiği yol, "Zorlukların ve olumsuzlukların parkuru" olduğu kadar bir yığın güzelliklerin güzergahı da oldu kuşkusuz...
O ilk yıllarda "Ev pansiyonculuğu"ydu Alanya turizminin lokomotifi...
Yaz ayları gelip çattığında evini pansiyon yapan aileler için çileli günler de başlardı bir bakıma...
Ailenin tüm fertleri ya bir odaya tıkıştırılır ya da evin damında "Cibindirik"in içinde yatarlardı, diğer odaları turistlere verebilmek için...
Bazen de ailenin reisi ya da büyük oğullardan birisi "turistik nöbetçi" kalır, diğerleri yaylaya göçederlerdi ki, ev boşalsın, pansiyon olabilsin...
Evin mutfağı, tuvaleti ve banyosu ortak kullanılırdı doğal olarak...
Otel, motel sayısı iki elin parmaklarını geçmezdi ki, ihtiyaca cevap verebilsin...
Turistler o tarihte bugünkü beş yıldızlı otellere ödedikleri paradan çok daha fazlasını ödemek zorundaydılar ev pansiyonlarına...
Arz talep meselesi tabii ki...
Yerli turistlere yer kalmazdı yabancıdan...
Çadırlı kampingler ve karavanlar bile dolup dolup boşalırdı.1980'lerin ortasından itibaren turizmde epeyce yol aldık turizmde...
Hobi ve eğlence gibi başlayan turizm macerası 1990'lı yılların başından itibaren kendini benimseten ve profesyonelliği isteyen bir "Sektör" olarak çıktı ortaya...
Fakat o yıllardan bu yana değişmeyen iki olumsuzluk var ki, habis tümör gibi kemiriyor sektörü…
İlki, “Turisti yolunacak kaz gibi görme” alışkanlığımız…
Yani kazıklama dürtüsünden bir türlü kurtulamayışımız…
Diğeri ise, bu ülkeye güven duyarak, canını, malını ve namusunu teslim eden turistlerin, bu korunmasız ve zavallı hallerinden yararlanmaya kalkışan çapulcuların varlığı…
Sektörü kirleten, sektörü sanki “tek kullanımlık bir mal” gibi kullanıp atmak isteyen bir “rantiyeciler” gurubu türedi ne yazık ki…
Asıl tehlike de o zaman ortaya çıkmaya başladı işte…
Sektör, giderek kalitesini ve irtifasını kaybetti ki, bugünlere geldik hep birlikte…
Şimdi silkelenme zamanı…
“Bu kriz bir umuttur” aslında…
Ben umutluyum…

Siz de umutlu olun…

Mehmet Ali Dim

Yeni Alanya Gazetesi



Dip Not: Sn. Mehmet Ali Dim'in Alanya ve Turizm için yazmış olduğu bu yazıyı Tekstil sektöründe yaşanan zor günlere örnekleme ve umut beklentis için paylaşmak istedim.

Sabih Samur

12 Temmuz 2009 Pazar

Sağ olasın Facebook denen zımbırtı

Yaklaşık iki haftadır Yeni Alanya Gazetesi’ne yazı yazamıyorum.
Çok istediğim halde iş güç nedeniyle, Türkiye’nin ve dünyanın gündemi inanılmaz yoğun olmasına ve aslında izlememe rağmen bir türlü elim tuşlara gitmedi.
Sadece Sn. Sami Çaycoşar’a hakkımda yazmış olduğu yazıya teşekkür niteliğinde bir yorum ve Sn. Altemur Kılıç’a da yine bir yazısından dolayı yorum gönderebildim.
Ama bu gece gelen bir e-posta beni o kadar duygulandırdı ki yazmadan duramadım.
Zaman zaman, hele hele yaşta ilerledikçe sizden yaşça genç olanlara, nasihatler verirsiniz.
İstersiniz ki sizin hayat tecrübelerinizden (aynı hataları yaşamadan) faydalansınlar.
Bazen sizin için belki çok önemli olmayan tamamen iyi niyetle verilen birkaç öğüt,
Karşı taraf için, öğüdü alan için bir yol haritası olabiliyor.
Gece vakti gelen aşağıdaki e-postada olduğu gibi…

“Faruk seni Facebook'ta arkadaş olarak ekledi. Facebook'ta arkadaş olabilmeniz için Faruk'u tanıdığını onaylaman gerekiyor.
Faruk, "Merhabalar abi.. siz alon da iken sizinle çalışmıştım, bana fikirlerinizle yol gösterip abilik yapmıştınız...
şimdi okulu bitirdim , gıda mühendisi oldum...
sizinle tekrar irtibata geçmek, görüşmek isterim....
ömer faruk köylü/ alanya." diyor.

Teşekkürler,Facebook Ekibi”

Seneler önce birlikte çalıştığım genç kardeşim Faruk’u bana ulaştırdı bu e-posta.
Bir arkadaşımın beni sisteme dâhil etmesi ile tanıştığım ve dalga geçtiğim, küçümsediğim Facebook sayesinde oldu bu buluşma.
Sağ olasın Facebook denen zımbırtı.
Sevgili Faruk umarım çizmiş olduğun hayat yolunda başarılı olursun.
Türkiye’nin yetiştirdiği güzide bir Gıda Mühendisi olarak öncelikle seni yetiştiren Alanya’ya olan borcunu yine Alanya’da çalışarak ödemeni arzu ederim.
Çok daha iyi yerlere yürüyeceğine eminim.
Yolun ve bahtın açık olsun.
Sabih Samur

13 Haziran 2009 Cumartesi

Satışlar yüzde 50 azaldı


ALANYA Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Ahmet Sert, esnafın ayağını yorganına göre uzatmasını istedi.
2009 turizm sezonunun açıldığını anlatan Sert, sezonun ortalarına gelinmesine rağmen piyasaların hareketlenmediğini dile getirdi.
Esnafın stoklu çalışmaması gerektiğini belirten Sert,
''Dünyada yaşanan küresel kriz, etkisini her geçen gün biraz daha hissettiriyor. Sezon umduğumuz gibi gitmiyor. Tüm sektörler krizden etkilendi. Restorancısı, butikçisi, sanayicisi ve turizmcisi, kısacası herkes krizde. Yaptığımız araştırmalara göre işletmelerin satışlarında geçen yıla göre yüzde 50 oranında azalma var. Biz oda olarak üyelerimize ancak yol gösterebiliyor ve onların sıkıntılarını mülki amirlere iletebiliyoruz'' dedi.
Kaynak: Yeni Alanya Gazetesi

16 Aralık 2008 Salı

RIZIK







Şükrü Boz

Yeni Alanya Gazetesi

Köşe Yazarı


Rızık: Allahü Teâlâ tarafından, bütün canlılara beslenmeleri, barınmaları ve yaşayabilmeleri için, verilen şeylerdir. Buna göre yenilecek, içilecek, giyilecek, ev, ev eşyası ve yaşamak için gerekli olan bütün şartlar ve sebepler rızıktır.

Rızkı Allahü Teâlâ’nın verdiğini bildiren Âyet-i Kerimelerden bazıları şunlardır;

“Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların rızkı, ancak Allah’a aittir.” Hud. 6

“Şüphesiz Allah, rızık veren ve güç kuvvet sahibi olandır.” Zâriyât: 58.

“Ey insanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetini anın, Allah’tan başka bir yaratıcı mı var? O size gökten ve yerden rızık verir. O’ndan başka İlâh yoktur. O halde (haktan) nasıl çevrilirsiniz.” Fatır: 3.

“Sizi yaratan, sonra rızıklandıran,sonra öldüren ve daha sonra dirilten de odur.” Rum: 40

“(Ey Muhammed) De ki: Sizi gökten (yağmur indirerek) ve yerden (bitkileri çıkarmak suretiyle) rızıklandıran kimdir? De ki: Allah’tır.” Sebe: 24.

Rızkı Allahü Teâlâ’nın verdiği hakkında, sevgili peygamberimizin hadis-i şeriflerinden bazıları da şunlardır;“Sağ olduğunuz müddetçe rızık konusunda (birbirinizle) yarışmayınız. Çünkü insanı anası, üzerinde hiçbir giyecek olmaksızın kırmızı (bir et parçası) olarak doğurur. Sonra Allah ona giyeceğini ve rızkını verir.” Tergib ve Terhib: 4/16.

“Hiçbir kimse (kendisi hakkında) duyduğu ezâ (verici isnad ve iftira) ya Allah kadar sabırlı değildir. Kâfirler ve müşrikler Allah’a oğul isnâ ederler de Allah yine de onları âfâtlardan selâmette kılar ve onları türlü türlü nimetlerle rızıklandırıp yaşatır.” Sahih-i Buhari: 16/7252.

“Kulun (muhakkak) rızkı gelir. Eğer sekaleyn (insanlar ve cinler) bir araya gelip de onun rızkını engellemeye çalışsalar güçleri yetmez.” Cem’ul Fevâid: 5/23.

“Rızık kulu, ecelinin aradığından daha çok arar.” Cem’ul Fevâid: 5/24

Rızkı kendisinin verdiğini bildiren Allaü Teâlâ, rızkı temin için de çalışmayı, emretmiştir. Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyuruyor.“Ey insanlar! Cuma günü namaza çağrıldığınız zaman, Allah’ı anmaya koşun, alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan (rızkınızı) arayın. Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.” Cuma: 9-10.Hazreti Allah bu Âyet’i Kerime’de “Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan (rızkından) arayın” buyurarak, rızkın temini için çalışmayı emretmiştir.Dinimiz hem tembelliği ve hem de başkalarına el açmayı kesinlikle yasaklamıştır.

-----------------------------------------------------------------------------------------------

SABİH SAMUR YORUMU: Rızık kelimesini hayatı boyunca ağzına dahi almayanlar, 2008 krizini canlı canlı yaşadıklarında, inançsız bir yaşamın(takiyye yapanlar hariç,dini ticari kullananlar da hariç) ne kadar yavan olduğunu anlamışlardır sanırım. Yüce Allah insanları zaman zaman rızklarını azaltarak,sağlıklarını bozarak ve bazen sevdiklerini kaybettirerek silkelemektedir.

Anlayana...

Umarım Sn. Şükrü Boz'un yazısındaki mesajları hep birlikte almışızdır.

Özellikle biz TEKSTİL SEKTÖRÜ mensuplarının rızka çok ihtiyacı olacak.

Kendi gücüne inanan ve inançlı olanlar mutlaka krizden alınlarının akıyla çıkacaktır.

Allah hepimizin ve sektörümüzün yardımcısı olsun.