14 Kasım 2008 Cuma

TEKSTİL YAN ÜRÜNLERİ SANAYİİNDEKİ SON DURUM





Merter'de dükkanlar ve iş yerleri birbir kapanırken sektörden çıkmayıp, mücadele kararı alan Türkiye'nin çapına ve kendi vizyonuna güvenen bir kaç firmadan biri, ERMA TEKSTİL AKSESUARLARI.


Erma Aksesuar Yönetim Kurulu Başkanı Ertan Macit ile sektörün nabzını tutmaya çalıştık.




Sabih Samur : Ertan Bey öncelikle hayırlı işler diliyorum. Kapanan firmalardan batağınız oldu mu?


Ertan Macit : Çok teşekkürler. Sizinde vurguladığınız gibi gücümüz elverdiği nisbette, genel giderlerimizi gözden geçirerek, konfeksiyon ihracatçı firmalarının fiyat tutturmasına, sipariş almalarına dolayısıyla bizim de ticari faaliyetimizin devamını sağlamaya çalışıyoruz.


Çalışıyoruz çalışmasına da batacak firmanın kokusunu almak gerekiyor.


Sabih Samur: Ne gibi tedbirleriniz var bu konuda?


Ertan Macit: Bakınız aynı askerlikteki gibi istihbarata önem vermek gerekiyor.

Samimi söylüyorum, artık çoğu firma istihbarat birimi kuruyor.Ne yapar bu birim? Bu birim finansman departmanı bünyesinde müşteriler hakkında bankalar ve çalıştığı firmalar nezdinde araştırma yaparak, daha o firma ile çalışmaya başlamadan yani tabiri caizse gol yemeden gerekli savunma tedbirlerini almak, diyebiliriz.
Sabih Samur: Son olarak söylemek istediğiniz be şey var mı?
Ertan Macit: Erma Aksesuar olarak aslında bizi konfeksiyon firmalarının dış uzantısı gibi görebilirsiniz. Çünkü büyük ölçekli firmalar yaptıkları küçülme operasyonları ile işten çıkartmak zorunda kaldıkları elemanlara yaptıdıkları görevleri bizlerle çözümleme yoluna gitmektedirler.
Bu gün biz Aslında Erma Aksesuar'dan ziyade ERMA ORGANİZASYON adını almış durumdayız. Düşünün firmanın yeri geldiğinde kraş, kağıt baskı ve hatta plise işlerini dahi üstlenebilmekteyiz.
Umarım Türkiye'deki yatırımlarını Mısır'a ve Tunus'a kaydıranlar yol yakınken yaptıkları hatayı fark edeceklerdir.
HER ŞEY TÜRKİYE İÇİN !









30 Ekim 2008 Perşembe

İHKİB Koltuk Savaşları


14.06.2008 Cumartesi



İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) başkanlık koltuğu yarışı 24 Haziran’da sonuçlanacak. Seçilmiş yeni başkan görevine başlayarak taahhütlerini yerine getirmeye çalışacak.
İHKİB başkanlığı neden önemli?
İHKİB’in yönettiği bütçe yaklaşık 32 Milyon YTL.’yi buluyor. 2007 yılı ihracatının 13 Milyar Doları İHKİB üzerinden gerçekleşmiş. Bu rakam Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 11’ine denk geliyor. Daha açık bir ifade ile, Türkiye’den yapılan Hazır Giyim ihracatının yüzde 80’ini temsil ediyor.
Şu an ki İHKİB Başkanı Süleyman Orakçıoğlu ve yine aday. Diğer üç aday ise eğer son dakika çekilmeler ve ittifaklar yaşanmazsa; Hikmet Tanrıverdi, Nedim Özbek ve Abdi Köse.
Tüm adaylar, kendini ispatlamış, sektörde bir yerlere gelmiş kişiler. Birikimlerini ve tecrübelerini başkanlık koltuğunda değerlendirmek istiyorlar.
Tanrıverdi, tüm sektörü kucaklamaktan, uzlaştırıcı ve ulaşılabilir olmaktan bahsediyor.
Abdi Köse, kayıt dışına son vermekten bahsediyor.
Başkan Orakçıoğlu, “sektörü siyasete girmek için basamak olarak kullandığım iddiaları var, böyle bir şey düşünmedim. İcraat dönemimde AB ile partner olarak önemli projeler ürettik” diyor.
İlk adaylık başvurusunda bulunan, Nedim Özbek ise; “Türkiye’de moda, marka, katma değerli üretim öne çıkarken, meydanı boş bırakamazdık” diyor.
Diğer taraftan İHKİB Başkanı Orakçıoğlu’nun Yön. Kur. Üyesi iken, 2007’de istifa eden ve başkan adayı Hikmet Tanrıverdi’nin listesine giren ÖZAK Tekstil Yön. Kur. Bşk. Ahmet Akbalık, “Orakçıoğlu, Dokuz yıldır, siyasete girmek için İHKİB’i kullanıyor. Sıkıntılı olan sektörün üzerinden siyaset yapmak, sektöre verilecek en büyük zarar. Siyaset sektörel kuruluşlarla değil, Ankara’da yapılır” diyor.
Evet, sevgili okuyucular, 14 bin üyeli İHKİB’in durumu bu. Herkes bir şeyler söylüyor, ama hiç kimse “Biz nerede hata yaptık?” demiyor.
Naçizane, Sabih Samur olarak 14 bin üye adına birkaç sorum olacak!

1- İTKİB’e bağlı ve isminde “İstanbul” kelimesi yer alan bir birlik olarak, İstanbul’da, üretimin temel
direği olan, fason üretim yapan atölyelerin iyileştirilmeleri ile ilgili neler yaptınız? Ne gibi
projeleriniz var?
2- Çin ve Uzakdoğu ülkeleriyle baş edebilmek için MPM ve TÜBİTAK ve gerektiğinde DPT ile kısa
ve uzun vade, çalışma projeleriniz var mı?
3- İstanbul ve Türkiye genelinde % 40–50’lere varan “Atıl Kapasite” varken, Mısır’da ne aradığımızı,
sesli olarak dile getirecek misiniz?
4- İhracat yaptığımız markalar, İstanbul ve diğer büyük şehirlerde, kendi mağazalarını açtılar. Örneğin X yabancı marka 9 YTL’ ye PSF ile satış yaparken, aynı kalitedeki tişörte kendi markanızla 19 YTL PSF ile nasıl rekabet etmeyi düşünüyorsunuz?
İç pazara yönelik Ulusal bir stratejiniz ve sloganınız var mı?
5- Enerji giderleri konusunda, hükümete baskı yapılması için çalışmalarınız var mı?
Umarım tüm bu ve benzeri sorulara olumlu yanıtlarınız vardır ve o koltuğu hak ediyorsunuzdur.
Gönlümüzdeki başkan, sektörü, tekrar lokomotif sektör durumuna getirecek çapta, genel kültürde
ve vizyonda olsun.
Başarılar dilerim.

İnşaat Sektörü batma noktasına geldi


06.06.2008 Cuma

Büyü bozulmaya başladı. AKP’nin Pembe bulutları dağılmaya, gökyüzünün karanlığı ortaya çıkmaya başladı. Dün iktidarın sesi olanlar çark etmeye başladı.
Rifat Hisarcıklıoğlu. Odalar Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı. Yatay bir geçiş yapmaya çalışıyor:
Türkiye’nin % 7 büyümeye ihtiyacı olduğunu vurgularken, diğer taraftan da “Bunun için siyasi ve ekonomik istikrara ihtiyaç var” diyor. Bu cümle ile AKP hükümetine gülümserken peşinden tokadı patlatıyor; “Yılın ilk üç ayında protesto edilen senet % 17 arttı. İç piyasa, Anadolu alarm veriyor.” , “Demir ve çimento zamlarıyla inşaat sektörü batma noktasına geldi.” Diyor.
Ey gidi koca başkan. Bütün bu saydıkların bir günde mi oldu? Dün neredeydin? Geçen ay, bir önceki ay? Eleştiri yapman gerektiğine ne zaman karar verdin?
Biz bu köşeden(http://www.yenialanya.com/) Tekstil sanayi öksürürse Turizm, İnşaat ve hatta Otomotiv sektörü zatürree olur, demiştik. Demez olaydık!
Çoğu inşaat firması taahhütlerini yerine getiremeyecek, önce işleri yavaşlatacak, belli bir süre sonra ise tamamen durduracaklar. Bir sürü mağdur insan…
Olan yine eski adıyla “Orta direk”, yeni adıyla “Ortalama halktan biri”ne olacak!
Bakalım zaman neler gösterecek, görünen o ki bunlar Türkiye’nin iyi günleri.

8 Mayıs 2008 Perşembe

Çin tekstil ve giyimi dünyaya zehir saçıyor

Çin'de üretilen bazı oyuncakların zararlı olduğunun ortaya çıkmasından sonra, şimdi de tekstil ürünlerinde tehlikeli seviyede formaldehid bulunduğu ortaya çıktı. Yeni Zelanda'daki tüketici haklarıyla ilgili bir televizyon programı, Çin'den ithal edilen yünlü ve pamuklu giysilerde güvenli seviyenin 900 katı kadar formaldehid bulunduğunu ortaya çıkardı. Bunun üzerine hükümet de soruşturma başlattı."Target" adlı programın yapımcısı Simon Roy, resmi kurum Agriquality'nin bilim adamlarının, çeşitli çocuk ve yetişkin giysilerini incelediğini belirterek, sonuçların, bir hata yapıldığını düşündürtecek derecede şaşırtıcı çıktığını söyledi. Kumaşların sürekli ütülü gibi olmasını sağlayan kimyasal bir koruyucu olan formaldehid maddesinin deride alerjiden kansere kadar birçok sağlık sorununa sebep olabileceği belirtiliyor.
Tüketici Hakları Bakanlığı Genel Müdürü Liz MacPherson, konuyu çok ciddiye aldıklarını belirterek, araştırma başlattıklarını söyledi. Bu arada, The VVarehouse adlı parakende satış firması, pazen pijamalarının alev almasıyla 2 çocuğun yanması üzerine, hafta sonunda Çin'de üretilen pijamaları piyasadan toplama kararı aldı.
Hollanda ise başta oyuncak ve tekstil ürünleri olmak üzere son dönemlerde Çin yapımı ürünlerde kansere yol açan zehirli maddelere rastlanılması üzerine, bu ülkeden ithal ettiği mallar üzerindeki kontrollerini artırdı. Ekonomi Bakanlığı Devlet Sekreteri Frank Heemskerk, Çin ithal ürünlerinin ülkeye girişinde kalite ve insan sağlığı yönünden AB ölçülerini de dikkate alarak denetimlerinin sıkıştırıldığını açıkladı. Tüm kurum ve kuruluşlarla ilişkiye geçildiğini belirten Devlet Sekreteri, bu kurumların da konunun önemini bildiklerini, sorunun, tüketici çıkarlarının yanı sıra uluslararası ticaret açısından da büyük önem taşıdığını söyledi.Devlet Sekreteri Heemskerk, sorunun çözümünün Çinli yetkililerle görüşmekten geçtiğini vurguladı ve bu çerçevede üst düzey bir heyetin gelecek ay Hollanda'ya resmi ziyarette bulunacağım anımsatarak, bu görüşmelerde konunun ayrıntılı olarak ele alınacağım kaydetti.
Bu arada Çin'den ithal edilen ürünleri taşıyan konteynerlerin hemen hemen yarısının insan sağlığı açısından tehlikeli olan zehirli gazlar içerdiği bildirildi.Hollanda Halk Sağlığı ve Çevre Enstitüsü uzmanlarının yaptığı denetimlerde, başta ağaç ürünleri olmak üzere yükün taşındığı konteynerlerde, insan vücuduyla temas sırasında tehlikeli olabilecek zehirli madde kalıntıları belirlendi. Uzmanlara göre, yük yola çıkmadan önce olası zararlı böceklere karşı ürüne ve konteynerlerin dışına zehirli gaz sıkılıyor ve bu gazın sıkıldığım bildiren uyarı etiketleri konteynerlere, maliyeti artıracağı gerekçesiyle yapıştırılmıyor.
Uzmanların verdiği bilgiye göre, zehirli gazlar, özellikle sentetik ürünlerde, yatak ve halılarla mobilyalarda aynen kalabiliyor. Hollanda'da geçen hafta Çin yapımı piyasaya sürülen bin 300 dolayındaki yatakta zehirli madde bulunduğu öğrenilmiş ve tüketicilerin geri getirmesi istenmişti. Yataklarda zehirli madde bulunduğu, Rotterdam Limanı'nda aynı yataklardan bir parti mal üzerinde yapılan kontrol sırasında fark edilmiş ve kontrol edilen bütün yataklarda zehirli maddeye rastlanmıştı.

KAYNAK : www.tekstilisveren.org

DENİMDER












DENİM SANAYİCİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ TANITIM


Nedim Özbek

Başkan


Derneğimiz Türkiye’de denim hazır giyim ve konfeksiyon sanayinin gelişmesine katkıda bulunmaya çalışmak, denim sanayicileri arasında mesleki sektörel ve sosyal dayanışma ve işbirliği tesisi etmek, ortak haklarının korunmasına yönelik çalışmalar yapmak, haklarını savunmak amacı ile kurulmuştur.
Bu amaç doğrultusunda derneğimiz;
Türkiye’de denim hazır giyim sektörünün markalaşması çalışmalarına öncülük etmek ,bu sanayi dalının kalifiye eleman ihtiyacını karşılamak üzere çalışmalar yapmak, eğitim programları düzenlemek, sektörel ve mesleki sorunların çözümüne çalışmak amacı ile teknik ve bilimsel araştırmalar organize etmek, yeni projeler üretmek ve mevcut sorunların çözümüne ilişkin öneriler geliştirmek, sektörün ihtiyaç duyduğu her türlü hammaddenin nitelik ve nicelik olarak ulusal ve uluslar arası standartlara uygun hale gelmesi, tedariki satış ve pazarlama şartların sektörün arzu ettiği biçim ve standartlara uygun hale gelmesini sağlamak Türkiye yi sektörde bir moda merkezi haline getirmeye çalışmak ihracata ilişkin düzenlemelerin kolaylaştırılmasını sağlamak.
Tüm amaçlarını gerçekleştirmek için her türlü toplantı açık oturum sempozyum gibi sosyal etkinlikler yapmak Türkiye de ve başka yerlerde derneğin amacına uygun düzenlenecek toplantı fuar kongre vb. etkinliklere katılmak.
Üyeleri ile ilgili sektörler arasında birlik ve dayanışmayı arttırmak için balo, konser, giyim fuarları, defileler düzenlemek veya bunlara katılmak, sektörün gelişmesine yönelik ulusal ve uluslar arası yarışmalar günler, geceler ve benzeri etkinlikler gerçekleştirmek.
Derneğin amacına yakın ulusal ve uluslar arası dernek, vakıf ve benzeri kuruluşlar ile işbirliği kurmak, ortak etkinlikler gerçekleştirmek.

Tarım organik, üretim ekolojik olmalı.

Bossa Denim’in küresel ısınmayı ve organik tekstili tartışmak için biraraya getirdiği tekstil sektörü karar verdi:

“Tarım organik, üretim ekolojik olmalı.”


Bossa Denim’in öncülüğünde, Türkiye’deki tekstil konusunun öncülerini ve ülkenin dört bir yanından pamuk konusunun uzmanlarını biraraya getiren “Bossa Denim Geleceğe Bakıyor” sempozyumu 28 Şubat’ta İstanbul’da yapıldı. Toplantının gündeminde ekolojik üretim başroldeydi.

Küresel ısınmanın nedenleri ve etkilerin değerlendirildiği toplanıtda bir yandan da dünyada ve Türkiye’de pamuğun geleceği masaya yatırıldı. Türkiye’deki pamuk üretiminde bölgesel teşviklerden küresel ısınımanın tüketici davranışlarındaki etkisine bir çok önemli konu tartışıldı.

Toplantı, Bossa Denim Satış ve Pazarlama Grup Müdürü Hakan Kortan’ın dünyamızın yaşamakta olduğu değişimden hareketle, “Ortak geleceğimiz ve gezegenimiz için iyi bir şeyler yapmak zorundayız” diyerek yaptığı açılış konuşması ile başladı.

TADER (Tekstil Araştırma Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Işık Tarakçıoğlu, küresel ısınmanın nedenleri ve dünyaya etkilerini anlattı,
dünyada ve Türkiye’de pamuğun geleceğini değerlendirdi.

Bossa Denim ve Spor Giyim Ürün Geliştirme ve Ürün Yönetimi Müdürü Dr. Dilek Erik, küresel ısınmanın tüketici davranışlarındaki etkisini anlattı. Bossa Denim’in çevre misyonunu ve üretim anlayışını dinleyicilerle paylaşarak, katılımcıları daha ekolojik bir sektör olmaya çağırdı.

TARGEV (Türkiye Tekstil, Hazır Giyim, Deri Sanayi, Teknoloji ve Tasarım Araştırma Vakfı) Yönetim Kurulu Başkanı Nebahat Kılıç, organik ürünlerin değişen çevre koşullarında üreticiye ve tüketiciye kattığı değerleri gündeme getirdi.

Egedeniz Tekstil AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Ünsal, organik pamuk ve tekstil konusundaki birikimlerini paylaştı.

Son olarak konuşan TOBB Konfeksiyon ve Hazır Giyim Meclis Başkanı Umut Oran ise Türkiye’deki pamuk üretiminde bölgesel teşviklerin rolünü değerlendirdi.

Program, sempozyum sonrası verilecek kokteylle sona ererken, tekstilciler artık “Tarım organik, üretim ekolojik olacak.” diyerek dağıldılar.

KAYNAK : İHKİB

26 Nisan 2008 Cumartesi

Narin: Tekstilde Kriz Yaratanlar İthalattan Nemalananlardır


TTSİS Başkanı Halit Narin, sektörde kriz yaratanların ithalattan nemasını alan insanlar olduğunu söyledi. Narin, “Yapılması gereken bir tek şey var; önce Türk, önce Türkiye! Ve bu sloganın içine de katmadeğere katkıda bulunacak olan ithalat...
Yani yatırımı önleyecek, üretimde işsizliği teşvik edecek olan mantığı ortadan kaldıracak, aynı zamanda yatırımı teşvik edecek küçük ithalat... Yüzde 3’ler, yüzde 5’ler gibi” uyarısında bulundu. Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, "Sektörde krizi yaratan insanlar ithalatçılardır, ithalattan nemasını alan insanlardır" dedi. Narin, bu insanları n bugüne kadar hep havadan para kazandıkları için kârları düşünce şikayet etmeye başladıklarını söyledi. Kanal 24 televizyonunda 27 Şubat 2008 tarihinde yayınlanan "Moderatör" programı nda Remziye Demirkol'un soruları nı yanıtlayan Narin, sektörde yaşanan sıkıntıların kaynağını ve alınması gereken tedbirleri anlattı. Narin'in sorulara yanıtları şöyle:
2008 yılının sıkıntılı bir yıl olacağı yönünde uyarılarınız oldu. Gerçekten bugün sektör için bir krizden söz edebilir miyiz? Ne boyutta bir sıkıntı yaşanıyor?
NARİN: Şimdi niye tekstili muhatap alıyorsunuz?
En büyük sektörlerden biri olduğu için.
NARİN: Türkiye’de bir ekonomik darboğ aza girme eğilimi olduğu yerde tekstilde de bir sıkıntı olacak. Şimdi Türkiye’de tekstile bakarken hükümet başta olmak üzere herkesin şunu düşünmesi lazım: Eğer Türkiye’nin en büyük sektörü, en çok işçi çalıştıran, en çok yatırım yapan sektöründe bir kriz konuşuluyorsa -ki gerçekte böyle ciddi bir kriz şu anda yokbu Türkiye’nin her tarafında var demektir. Bu bir trafik sapması gibi tekstilin üzerine yükleniyor.
Yani, mevcut sıkıntı bize de yansıyor diyorsunuz?
NARİN: Şiimdi tekstilde kriz var diye söylüyor arkadaşlar, hepsi iş sahibi. Ama ben, aynı zamanda bir de sektörün temsilcisiyim. Şimdi sektör temsilcisi olmak demek, yalnız kendi sektörünü düşünen bir insan demek değildir. Çünkü sizin evinizde derdiniz varsa, bu komşunuzda da dert var demektir. Eğer siz mutluysanız, komşunuzun derdi varsa, bu sizin zaten mutlu olmanıza mani olur. O yüzden Türkiye’nin bir kriz ortamına girmemesi için hepimiz çalışıyoruz. Ama krizin haberciliğini ve öncülüğünü yapacak olan sektörün de tekstil olduğunu söylüyoruz ve bu gayet normal bir şey. Neden? Çünkü Türkiye’de yanlış bir felsefe var. Başta hükümetimiz olmak üzere, bütün odalarımıza, Odalar Birliği'mize ve esnaf kuruluşlarına üretmeden pazarlama yaparak kalkı nmak isteyen yanlış felsefe geldi. Siz üretmeden nasıl para kazanırsınız? Üretmediğiniz bir şeyi satma imkanı var mıdır? Amerika modelini alın. Amerika niye bu kadar güçlü? Niye Avrupa bu kadar güçlü değil? Çünkü Amerika ürettiğinin pazarlamasını yaparak güçlü.
Peki, bugün bizim üretimimizde bir sıkıntı var mı?
NARİN: Bugün Türkiye’de üretime bakış açısı sıfır. İnşaat sektörü haricinde Türkiye’de yatırım politikası düşünülmeyen bir ülke durumuna girdik.
Tekstil üzerinde konuşursak?..
NARİN: Tekstil üzerinde sıfırın altında.
Neden?
NARİN: Çünkü Türkiye’de neyi satacaksı nız? Ürettiğinizi. Biz neyi satıyoruz şu anda? Başka ülkelerin ürettiğini, onların komisyoncusu gibi satıyoruz. Pakistan’dan, Hindistan’dan mal getiriyoruz. Kim getiriyor? Üç beş tane ithalatçı. Bunun içerisinde sanayici arkadaşımız da var. O ülkelerin namına pazarlıyorlar. Kendi malımız ne oluyor? Kendi malımızın istikametini ve çalışma düzenini hiçbir bakanlık takip etmiyor. Peki, kendi üretimini takip etmeyip de başka ülkelerin komisyoncu satıcısı olan bir ülkede niye yatırım yapacaksınız? Yapamıyorsunuz. Bir bakanlığımız var, ben hep tenkit ediyorum. Sayın Kürşad Tüzmen de Oğuz Satıcı da bana kızıyor. Ama ben bir meslek başkanıyım. Niye ihracat rakamını söylüyorsunuz da bu ihracat için yapılan ithalat rakamını yanında söylemiyorsunuz? Siz Türkiye Cumhuriyeti'nin değerli bir bakanısınız, bir teşkilat başkanısınız. Siz Türkiye’de yapılan ihracatın rakamının içinde Türk işçisinin ve Türk becerisinin, Türk sanayicisinin rakamlarını artırmak için varsınız. Yoksa ihracat bayrağı taşımak için değil. Siz başka ülkelerin bakanı, siz başka ülkenin sivil teşkilatı başkanı değilsiniz ki; burada çelişki içindeyiz. Bu böyle olmayı nca da benim sanayici arkadaşlarım sırf vergi vermemek için yatırımları yeniliyorlar. Bu, tekstil sektörü yatırımı manasına gelmez. Niye yatırım yapı lmıyor? Kar yok. İthalatın getirmiş olduğu haksız rekabetin karşısında üretim yapmanın mantığı yok. fiimdi sizin sözünü ettiğiniz, başka ülkelerden alıyoruz ve burada satıyoruz noktasında galiba. Bu tercihin sebebi Çin, Hindistan gibi ülkelerde daha ucuz iş gücüyle, daha düşük maliyetlerle alıp satma imkanı ortaya çıkıyor.
NARİN: Bakın, siz üniversite okudunuz değil mi?
Elbette.
NARİN: Sizin yerinize dışarıdan üniversite okumuş talebeler bulsak, siz ne olurdunuz?
İşsiz olurdum tabii ki.
NARİN: Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün vatandaşlarının öncelikleri vardır. Bunun ne ticarette ne de eğitimde ikinci plana atılması mümkün değildir. Halkımızın okuması, bilinçlenmesi, iş sahibi ve refah sahibi olmak mecburiyeti vardır. Bunu şu veya bu şekilde ve aslı olmayan dünya ticaretindeki rekabet kuralları içerisine sıkıştırarak kendi yatırımcını, işçini, mühendisini ve üniversite mezununu ikinci plana atamazsın. Bugün Türkiye’de olan hadise budur.
Peki, ne yapılması gerekiyor?
NARİN: Yapılması gereken bir tek şey var; Önce Türk, önce Türkiye! Ve bu sloganın içine de katmadeğere katkıda bulunacak olan ithalat... Yani yatırımı önleyecek, üretimde işsizliği teşvik edecek olan mantığı ortadan kaldı racak, aynı zamanda yatırımı teşvik edecek küçük ithalat... Yüzde 3’ler, yüzde 5’ler gibi. Dahilde İşleme Rejimi’nin ilk geldiği mantık zaten buydu. Ama bugün Dahilde İşleme Rejimi bir istismar mevzuu olmuştur. Gümrüklerimizin çok ciddi disiplinli olması icap ederken, birçok hadiseler olduğunu hep biliyoruz. Hükümetimizi hep ikaz ediyoruz. 15-20 yıl önce Fransa televizyon ve otomobil ithalatında Lion şehrini Marsilya’ya gelen Japon malları için kullanmış. O zaman Çin yoktu, daha çok Japonya vardı. Lion şehrinde gümrükteki memur da haftada bir gün çalışırmış. Neden? İthalatın girişini usullere uygun şekilde yavaşlatarak kendi vatandaşının menfaatini korumak için. Bizde ise ithalatçı ya bütün imkanlar açılıp, hesap sorulmuyor. Açık açık söylüyoruz. Enerji hariç 130 milyar dolarlık ithalatımızın eğer üzerinden vergi alınacak olsa, Türkiye’nin bütçe açığını kapatmak bir yana, Türkiye’de büyük yatırım yapacak bir gelir elde edilir. Çünkü hala yüzde 65 kayıtdışı var.

Bu önemli bir sorun sizin sektörünüz için...

NARİN: Bunun nedeni ithalat... İthalatın o kadar büyük avantajları oluyor ki. Bu ithalatçılar "Türkiye’de pahalıdır" sloganıyla bizleri kötülüyorlar. İkinci bir sloganları var; "Türkiye marka üretmiyor." şimdi düşünün ki Türkiye dünyanın her yerine ünlü markalara üretim yaparak mal satıyor. Bizim marka üretmemize bugün ihtiyaç yok ki! Biz zaten dünya markalarının besleyicisiyiz. Ama bizim bir eksiğimiz var: Sanayici bugün kötü adam. Sanayici makbul insan değil. Çin de bir problem değil. Çin ismi, kendi kendine büyüdü ve bugün başı derde girdi bana göre. Neden? Çünkü 1 milyardan fazla insanı var. Hiçbir şeyi yok. Bir de Amerika ile yarışa girdi. 'Herkesin her şeyi olsun' denildi ve Çin’de bugün artık enflasyonlar yüzde 7’lere çıktı. Çünkü artık dünyaya mal üreterek rekabet yapamaz, kendi iç tüketiminin problemi içine girdi.

Peki, tekstil fakir ülke sever, zengin ülkede olmaz görüşüne katılıyor musunuz?

NARİN: Çin zengin mi, fakir mi? Çin’in bir eyaleti var, milli geliri fert başına 11 bin dolar olmuş. Ama aynı zamanda paranın resmini dahi görmemiş insanlar da var. Milli geliri 11 bin dolar olan eyalette çalışan kaçak işçiler hesaba dahil edildiğinde ortalama gelir 7 bin dolara düşüyormuş. Böyle bir yarış var. Biz Türkiye’de ne yarışı yapı yoruz? Tekstilde istikrar yarışı yapıyoruz. Tekstili, Türkiye’nin her tarafına yaymışız. Türkiye’nin iki tane imkanı var; biri, hayvancılık, diğeri tekstil. Otomotiv ise çok büyük bir hadise. Belli yerlerde avantajı var. Hükümet, Türkiye'nin parasal problemini halledecek olan girişimlerde buluyor. Ama hükümetimizin bir eksiği var, parası yetmeyecek. Çünkü Türkiye’nin de talepleri artıyor, halkın ihtiyaçları artıyor. O yüzden sektörlerin hepsini yeniden yatırım ve atılıma sokması lazı m. Tekstildeki yatırımların hepsi geri vitese takılmış durumda. Zengin adedi artan bir ülke durumuna girdik. Peki, zengini artan bir ülke, 70 milyon için ne ifade ediyor derseniz bunu konuşmak bile yanlış. Toplumun kalkınma düzeyini konuşmuyoruz bugünlerde. Niye konuşamıyoruz? Çünkü şu anda cemiyetten sakladığımız bazı rakamlarımız var. İhracatta yaptığımız gibi. Neden ihracat rakımını konuşuyoruz da bunun girdisini konuşamıyoruz? Niye otomotiv sektöründen 'bayrağı aldı yürüyor' diye bahsediyoruz da bu sektörün dışarıdan ithalat girdisini konuşamıyoruz? Halbuki ilk otomotiv üretimine başladığımız zaman Devlet Planlama Teşkilatı'na göre ilk yıl yüzde 60’lar, iki sene sonra yüzde 50’ler, beş sene sonra yüzde 40’lardan fazla ithalat yapılmayacak, gerisi yerli mal olacaktı. Bu felsefeleri unutan bir Türkiye’nin kalkınma projesini istediği gibi yapması mümkün mü? TOKİ’lerle falan Türkiye kalkınabilir mi? Mümkün değil.

Bu görüşlerinizi ve beklentilerinizi kuşkusuz hükümetle de değerlendiriyorsunuzdur...

NARİN: Ben yayıyorum mevzuu.

Ne gibi cevaplar alıyorsunuz? Somut beklentiler olarak neler sunuyorsunuz?

NARİN: Biz işçi kardeşlerimizle, sendika başkanları ve en tepedekilerle devamlı diyalog içindeyiz. Herkes bir şeyler yapılması gerektiğinden bahsediyor. Biz de tabii bakanlarla bir görüşme yapmak istiyoruz. Maliye Bakanı dahil. Ama bakanlarla yaptığımız konuşmalarda netice alacağımızı pek tahmin etmiyorum. Çünkü düğmeye basacak olan insan Sayın Başbakan'dı r. Sayın Başbakan'la yaptığımız konuşmalarda, -ki bundan iki üç hafta evvel yaptıkSayın Başbakan hadiselere çok net yaklaşıyor. Parmağını bası yor ama bastığı parmağın düğmesinin altındaki bakanlıklar, bürokrasiden veya işlerin çokluğundan dolayı neticeleri Sayın Başbakan'ın veya bizim istediğimiz noktaya getiremiyorlar. Bugün Odalar Birliği'mizin fonksiyonu gereği daha girişimci ve daha da talepçi olması lazım, ama maalesef nezaket ve politikadan dolayı onu yapamı yor. Kusura bakmasınlar, sesleri kısıldı. Eskiden Türkiye’de yüzde 51'lik sanayici grubunu temsil eden İstanbul Sanayi Odası'nın da sesi çıkmı yor artık. Rahmetli Nurullah Gezgin’in zamanında yapılan konuşmayı artık kimse duyamıyor. Ankara’ya gidip de kimse 'Sanayici için bunun yapı lması lazımdır' diyemiyor. Gümrüklerde bu yapılan denetim eksikliği boşluğunu yeni söylemiyoruz, senelerdir söylüyoruz.

Gümrükler önemli bir problem diyorsunuz. Peki vergi ve teşvik konusunda da beklentiler var mı?

NARİN: Bakın, vergi azalsın, SSK bordroları azalsın, hiçbir şey ifade etmez. Çünkü bazı şeylerin mantığını Ankara bizimle paylaşmıyor.

Küçük çapta işletmeler için bunlar önemli değil mi?

NARİN: Kaçağın yüzde 65 olduğu bir ülkede bunlar azalmış, çoğalmış, ancak bazı müesseseleri alakadar ediyor. Bizler gibi. Onun dışında kimseyi alakadar etmiyor. fiimdi bir lokantaya gidiyorsan önüne bir fiş atıyorlar, fişi almıyorsun, alıp yırtıp atıyorlar sonra. Biz ne diyoruz? Yüzde 65’i kayıtdışı olan bir ülkenin eğer 130 milyar dolar ithalatı denetim altında olabilseydi ve bundan da Maliye peşin vergi alsaydı bugün mali sıkıntıları mız olmazdı. Neden? Çünkü kayıtdışı olanların yapmış olduğu ithalat zaten Türkiye’yi rahatsız ediyor ve onlar da Ankara’da her türlü girişimi yaparak buna mani oluyorlar. Ayıp mı bu vergiyi almak? 'Sen ithalat yapıyorsun, para kazanacaksın, bana yüzde 10 peşin vergi ver, ondan sonra ben de bunu senin bilançondan mahsup edeyim'; Dahilde İşleme Rejimi’nde de 'Parasını ver, çıkarken de ben sana iade edeyim' deyin... Devlet denetimini azalttığı ve organize işyerlerinden başka yerleri denetleyemediğ i için maalesef Maliye Bakanımız Unakıtan, biraz para bakımından sıkıntıda. Para deyince, "Aman, yaklaşma" diyor. Oysa biz sana para gelsin istiyoruz zaten. Sadece Sayın Başbakan'la da Türkiye’nin bütün problemini halletmek mümkün değil. Onun için yüzde 5 SSK primi azalmış, çoğalmış, bunlar hiçbir şey ifade etmez. Ben neticeye geleyim. Mantık şudur: Eğer Mısır’daki yatırım Türkiye için enteresan oluyorsa bunda büyük bir yanlış var demektir. Türkiye’nin dışındaki bir yatırıma, bir teşkilatın başkanı, adamın ipini çekerek götürüyorsa, o teşkilatta bir yanlış var demektir. Zaten o teşkilatın ilk başkanı benim. Ama bugün Avrupa Birliği çalışmaları yapılırken, böyle devletin kurallarıyla kurulmuş teşkilatların olmaması lazım. Yani serbest teşkilatları n olması lazım. Halbuki bunlar hep güdümlü. Hatta Odalar Birliği'miz bile bu yapısıyla Avrupa Birliği mantığına ters düşen bir teşkilat. Hür bir seçim değil ki, plakaları bile yarı resmi. fiimdi, böyle şeyleri ele aldığınız zaman Türkiye’de yanlışların ekonomisi kurulmuş demektir. Doğruların ekonomisi de ikinci plana atılmıştır. Biz bunu geçmişte yatırım yaparak, bir yere getirmeye çalışıyorduk. fiimdi yatırımcı da ‘tu kaka’ insanlar oldu. Bankacılık sektörü öne çıktı. Otomotivin böyle şaşalı gösterişleri, inşaat sektörünün de güzel ilanları öne çıktı. Dikiş makinesiyle bir sektör kurmuş olarak Türkiye’deki 4 milyon insanın karşısında da bir laf çıkardılar: "Biz marka üretmiyoruz. Dışarıdaki mal daha ucuza geliyor. Rekabet edemiyoruz." Senin rekabet edememen değil, kârdan dolayı gözünü bürüyen o hırs var. Türkiye'de bugün sanayici makbul insan değil. Çünkü parasını yatırmış adam. Parasını yatırdığı için de borçlanmış. Borçlanan ve parasını yatıran adama bugün ‘akıllı’ demedikleri için kimse de sanayiye girmiyor. Hiçbirimizin çocuğu sanayii konuşmuyor artık. Evde sanayi yatırımı konuşan var mı etrafınızda?

Yok sayılır.

NARİN: Eskiden ben üreteceğim diyen ateşli gençler, üniversiteler çıkardı. Evde konuşulurdu. fiimdi buna yeniden yürümek lazım.

En başında aslında söze başladığınız üreten toplum noktasına dönmek lazım.

NARİN: Üretmezseniz ticaretini yapamazsınız. Üretmeden ticaret yaptığınız zaman da kalkınamazsınız. Bugün "Dünya standardında rekabete açık bir ticaret istiyorum" lafı slogandır. Süleyman Bey'in söylediği güzel bir laf var: "Sloganlar hiçbir zaman bir işin yapılması na yardımcı olmaz. Bilakis o işin yapılmamasına sebep olur." Çünkü 'dışarıda ucuz, içeride pahalı' sloganını kullandığınız zaman, içeride üretmezsiniz, bu halde gider. Türkiye’de bu mantığı hükümetimizin kabul edeceğini pek tahmin etmiyorum. Onun için de tekstilde problemler başka sektörlerdeki gibi etap etap gelişecektir.

Peki, siz bu noktada sektör temsilcisi olarak nasıl çözümler üretmeyi düşünüyorsunuz? Hükümetin sanırım teşvikli illere yatırımların kaydırılması gibi bazı önerileri var. Bunlar için ne düşünüyorsunuz?

NARİN: Eskiden Osmanlı, harbe gireceği zaman, düşman karşıdayken padişah oturur bütün vezirleriyle, kumandanları yla toplantı yaparmış. Toplantıya bir de kim otururmuş biliyor musunuz? Daha evvel harp görmüş, tecrübeli insanlar. Tecrübeli insanlarla diyalog kurmadan, sadece güncel mantığı karşı nıza getiren insanlarla diyalog kurarak hiçbir zaman doğru karar alamazsınız. Bugünkü hükümeti tenkit etmiyorum, çünkü bugünkü hükümetimiz birçok yerlerde çok iyi işler yapıyor. Tabii eksiklikleri de var her hükümet gibi. Ama yağcılarla değil, memlekete yatırım yaparak kalkındırmış, memleketin geleceğini düşünen sanayicilerle küçük toplantıları hiç kimse yapmıyor artık.

Daha çok konuşulmaya ihtiyaç var.

NARİN: TÜSİAD’a, Odalar Birliği'nin toplantısına gidiyorsun. Bundan bir şey çıkmaz. Bunlar hep protokol konuşmaları, size bir şey vermez. Biz, halkın ve yatırımın sesi olarak beşer-onarlık yuvarlak masa toplantılarında belki katkıda bulunabiliriz. Ama bize ihtiyaç hissedilen bir mantık gelmediği sürece hiçbir şey yapamayız. Ankara’ya dolan insanları n hepsi kendi menfaati için konuşan insanlardır. Bugün ‘teşvikler ne olmalı’ diye soruyorsunuz. Teşvikler bugün için doğru karardır. Ama yarın için eğer tereddüt ediliyorsa o kararın alınmaması lazım. Çünkü bir sektör teşvik edilecekse, Türkiye’nin her tarafında teşvik edilmelidir. A vilayeti, B vilayeti, benim cici oğlum, benim cici kızım diye bir aile içinde seçme yapılmaz. Siz hiçbir vatandaşı birbirinden ayırt ederek üstün sıfatı veremezsiniz. Verdiğiniz bütün kararlar, bütün Türkiye’nin vatandaşı içindir. Bir sektörü teşvik ediyorsan, Türkiye’nin tamamını teşvik edeceksin. fiimdi bizim Abdülkadir (Abdülkadir Konukoğlu) 'Güneydoğu bizim Çinimiz olsun' diyor. Niye? Bütün Türkiye olsun. Niye sadece senin bölgen olsun? Sen Türk vatandaşı değil misin? Sen yalnız Güneydoğu'nun vatandaşı mısın? Bu mantığı herkesin benimsemesi lazım. Bunu benimsemediğ iniz sürece, o zaman teşviklerin falan hiçbir faydası olmaz.

Neticeye gelecek olursak, sektör olarak becerisi en yüksek olan tekstil sektörü, bugün hiçbir şekilde teşvik edilmeyen, bütün problemleriyle baş başa bırakılmış bir durumdadır. Bu çok yanlış bir iş. Bu sektörde çalışan insanların da bugün temsilcileri fevkalade rahatsızdır. Onlar harekete geçebilmek için devamlı bizimle temas içindeler. Biz de onları bir sistem içinde tutup, hükümetimizle görüşüp tedbirler alınmasına ve hadiselere mani olacak olan girişimlerde bulunuyoruz.

Geçtiğimiz günlerde birlik ve beraberlik çağrısı yaptınız. Buna işaret eden bir çağrı mıdır bu?

NARİN: Tabii. Bir emniyet supabından bir hava kaçırıp, hadiseyi başka yere taşımamak için... Çünkü biz bir yandan hükümetimizin her yerde temsilcisi bir vatandaş olarak, bir sektör olarak, bir yandan da çalışan insanların temsilcisi olarak onlara destek vermek mecburiyetindeyiz. Biz işveren teşkilatıyız, onlar işçi teşkilatımız, ama bugün artık herkesin burnundan soluduğu bir dönem. Herkesin burnundan soluduğu dönemde, böyle 100 tane zengin iş adamı listesiyle hiçbir şey olmaz. Onun için Türkiye ithalatını disiplin altına almalıdır. Sayın Unakıtan, geçmiş senelerde ithalat yapan firmaların vergilerinin hesabını sormalıdır. 'Türkiye’nin dövizini bu kadar kullandınız, Türkiye’nin ihracat-ithalat dengesine dövizden dolayı bu kadar açık verdirdiniz, peki buna karşı bana ne vergi verdiniz' diye, istisnasız herkese hesap sormalıdır ve bu organizasyonu yapabilmelidir. Hükümet Başkanımız da ‘bu sektöre niye böyle yan bakıyorsunuz’ diye, bakanlarına her pazartesi günü yaptığı toplantıda hesap sormalı dır. Çünkü tekstil gibi bir imkanı elinden kaçırırsa yerine koyacak hiçbir sektörü yok. Bugün hayvancılığı yayayı m dediğiniz zaman, köylerimizi daha kalkındırmakta tam beceri içine girmemişiz. Hayvancılığı mükemmel bir hale getirmenin imkânı ancak Batı illerinde, biraz da Orta Anadolu'da var. Halbuki her tarafın kalkınacağı bir mantık ve bunu yapacak senelere ihtiyaç var. Ama diğer yandan da 4 milyon çalışanı olan tekstil sektörü, elinden kayıyor gidiyor.

Ve gözden çıkarılamayacak bir sektör.

NARİN: Gözden çıkarırlarsa birçok insanın gözüne çöp kaçar, bunu herkesin bilmesi lazım. Tabii biz böyle konuşuyoruz da Güneydoğu'da çarpışıp da şehit olan kardeşlerimize rahmet, ailelerine de başsağlığı dilemek lazım. Bir avuç insanın savaş diye tanımladığı olay aslı nda 3-5 tane çapulcunun yaptığı bir hadisedir. 12 milyon Kürt vatandaşının kaç tanesi bunların arkasında; yok öyle bir şey. Aslında bugün paranın günü değil, ekonomi konuşmamalıydık.

Öyle değerlendirileceğini hiç zannetmiyorum. Çünkü askerlerimizin de dönüp geldiğinde işsiz güçsüz kalacak olmaları, sanıyorum onları daha çok yaralayacaktır. Dolayısıyla her gün ekonomiyi aynı ağırlıkta konuşmamız gerekiyor.

NARİN: Evet, bunu ayrı almak lazım. Onlara bütün gücümüzle destek vermemiz lazım. Ekonomiyi de bu vardır diye ikinci plana atamazsınız ve ekonomide geleceğe yönelik düşünceleri de ileriye bırakamazsınız. Bugün Türkiye’de değil, dünyada bir hadise var. Türkiye bunu çok mükemmel bir şekilde geçiştiriyor, bunu kabul etmek lazım. Sektörde kriz vardır, diyen adam hata ediyordur. Sektörde krizi yaratan insanlar ithalatçılardır, ithalattan nemasını alan insanlardır. Bugün onlar da şikayet etmeye başladılar. Neden? Çünkü hiç kâr vermedikleri için, hep havadan kazandı kları için.

Son mesajımızı alacağım...

NARİN: İthalatçılar tekstilde, konfeksiyonda sıkıntı var, demeye başladılar. Neden? Kârları yüzde 20-30'lara düştüğü için. Onlar ceplerine koydukları parayla yarın buhar olup gidecekler. Benim tekstilde yatırım yapan arkadaşlarım ve işçilerim yerlerinde olacaklar ama yine işsiz kalacaklar. Yatırımcısını desteklemeyen bir ülkenin ticaretle kalkınması mümkün değildir. Çin, kendi iç problemlerine yöneldiğ i için artık hiçbir zaman başka ülkeler için büyük bir problem olamaz. Onun kavgası artık Amerika ile Avrupa Birliği iledir, bizimle değil. Ama kişi başına geliri 15 bin dolara getirdiğimiz zaman ve kalkınmayı Türkiye sathına yayabildiğimiz zaman gelişiriz. Hükümet Başkanı mızdan ricamız, bakanlıklarını biraz daha sıkı denetleyerek ekonomiye bakış açılarını ayarlamalılar. Bir de bürokrasideki arkadaşlarımız bizim önümüzü açmak için orada vazifede olduklarını unutmamalı lar. Her bürokrat bir işverenin hizmetini yapmak için oradadır. Halbuki bürokratlardan Sayın Başbakan başta olmak üzere herkes şikayet ediyor. Bunlar halledilmezse hükümet olmasın.


“SAKIN İŞYERLERİNİZİ kapatmayın NE YAPIN EDİN DEVAM EDİN”

Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, sektörde yaşanan kötüye gidiş nedeniyle giyim sanayicilerini ayakta kalmak için birlikte mücadele etmeye çağırdı.

Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası Yönetim Kurulu Başkanı Halit Narin, 6 Şubat'ta Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Ahmet Nakkaş'ı ziyaret ederek, "Sakın işyerlerinizi kapatmayın" çağrısı yaptı. Narin'in çağrısı sektörde büyük yankı buldu. Ziyaret sonrası yazılı bir açıklama yapan Halit Narin, "Gün, birlik günü. İçeride ve dışarıda yaşadığımız sorunlara karşı işletmelerimizin zarar görmesini engellemek için Türk tekstil ve konfeksiyon sektörleri olarak birbirimize kenetlenmeliyiz" diyerek, tekstil ve konfeksiyon sektörüne birlikte mücadele çağrısında bulundu.

Halit Narin, aslında "etle tırnak" gibi birbirinden ayrılmayan Türk tekstil ve konfeksiyon sektörünün Uzakdoğu rekabeti karşısında savaş verdiğine işaret ederek, Türkiye Tekstil Sanayii İşverenleri Sendikası olarak Türk tekstil ve konfeksiyon sektörünü, her geçen gün "eriyerek zarar gören" ve kapısına kilit vurmaya kadar giden işletmelerin ayakta kalması için birlikte mücadele etmeye çağırdı. Narin, "Gün, birlik günü. İçeride ve dışarıda yaşadığımız sorunlara karşı işletmelerimizin zarar görmesini engellemek için Türk tekstil ve konfeksiyon sektörleri olarak birbirimize kenetlenmeliyiz" dedi.

Üretim, istihdam ve ihracatın sigortası olan Türk tekstil ve konfeksiyon sektörünün gözden çıkarılmasının mümkün olmadığını ifade eden Halit Narin, sektörün birleşerek bu olumsuzluklara karşı birlikte hareket etmesi gerektiğini vurgulayarak, bunun somut bir örneğ i olarak da kendisinin de katılımıyla TTSİS heyetinin, 6 fiubat'ta Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Ahmet Nakkaş'ı ziyaret ettiğini söyledi. Her iki sektörün devamlı lığının esas olduğunu dile getiren Halit Narin, sektördeki sanayicilere şu tarihi çağrıyı yaptı: "Sizden bir ricam var; sakın iş yerini kapatmayın. Bir kere kapandı mı bir daha açılmıyor. O sektör, o ülkede bitiyor. Ne yapın edin varlığınızı devam ettirin. Bu halde gidemiyorsanı z, küçülün. Gerekirse bir atölyeye dönüşün ama sektörden elinizi çekmeyin. Bir şekilde tekrar gelişme imkanınız olur ama kapatırsanız her şey bitmiş olur."
Amacımız ağıt yakmak değil ama...
Narin'in yaptığı bu çağrı sonrasında yazı lı bir açıklama yapan TGSD Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nakkaş da siyasilere bir çağrı yaparak, "Türkiye'nin toplam sanayi istihdamının yüzde 20'sini sağlayan hazır giyim sektörünün 31 yıllık sivil toplum örgütü olarak, TGSD'nin Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetmeye soyunan siyasetçilere mesajı" şeklinde nitelediği yazılı açıklamasında, "Amacımız ağıt yakmak değil, istihdam, üretim ve ihracat yaratan bu sektöre gereken yaşam suyunu sağlamak" dedi.
KAYNAK : TEKSTİL İŞVEREN DERGİSİ