23 Ocak 2011 Pazar

TILSIMLI GÖMLEKLER


Tılsımlı gömlekler üzerinde sıkça yer alan iki motif ise Hz. Ali’nin ucu çatallı kılıcı ‘Zülfikâr’ ve çoğunlukla Musevi inancıyla bağdaştırılan Süleyman Mührü var.
Hülya Tezcan, gömleklerde Süleyman Mührü’nün saltanatın ebediyetini temsilen kullanıldığını ve Allah, Hz. Muhammed ve Hz. Ali isimlerinin çoğunlukla bir arad...a anıldığını tespit etmiş.

Koleksiyonun en eski tarihli gömleği Şehzade Cem’e ait. Üzerinde 1477-1480 yılları arasında yapıldığına dair bir not bulunan gömlek ihtimal ki, 18 Temmuz 1482’de Anamur açıklarında şövalyelerin gemisine binerek Rodos’a hareket eden Cem Sultan’ın üzerindeydi. Talihsiz şehzade, saltanat yarışından galip çıkması için giydiği tılsımlı gömleğe rağmen Rodos’ta esir alındı. Cem’in gömleği şimdi Topkapı Sarayı koleksiyonunda.

Ancak Viyana kuşatmasında bozguna uğrayan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın gömleğinin hâlâ Viyana’da bir manastırda olduğu tahmin ediliyor.

Hülya Tezcan, Osmanlı tarihinin tılsımlı gömlekler üzerinden okunabileceğini söylüyor.

Nitekim 2. Selim’e Hürrem Sultan tarafından diktirilen gömlek yalnızca Selim ve Bayezıd arasındaki taht mücadelesini değil, Rüstem Paşa’nın entrikalarıyla boğdurulan Şehzade Mustafa’nın hazin sonunu da anlatır.

Sultan 3. Murat’a ait gömlekte ise Konya Mevlevihanesi’ni kuran Şeyh Sinaneddin Dede’nin padişahlarla kurduğu iletişimi görmek mümkün. Sinaneddin Dede sadece gömleği yapan kişi değil, doğu seferine çıkarken elini öpüp hatırını soran Yavuz Sultan Selim’e; “Seferden zaferle döneceksin; benim senden tek isteğim dergâha yardım etmendir.” diyen ilginç bir kişilik.

Yavuz hakikaten savaştan zaferle dönüyor ve Konya Mevlevihanesi’ni yapmaya başlıyor.

Yavuz’dan sonra Kanuni ve 2. Selim dönemlerini de gören Şeyh Sınaneddin Dede’nin ömrünün son demlerinde 3. Murat’a hediye ettiği tılsımlı gömlek saraya bir teşekkür babında.

Yine aynı sultana ait gömleklerden biri ‘Oğlum, aslanım.’ diye başlayan kitabesiyle diğerlerinden ayrılıyor.
Oğluna pek düşkün olan Nur Banu Sultan’ın hazırlattığı gömleğin amacı gözü Safiye Sultan’dan başkasını görmeyen 3. Murat’ın başka evlilikler yapması. Nur Banu Sultan tahtı vârissiz bırakmamak için girdiği bu gömlekli mücadeleden zaferle çıkıyor ve 3. Murat ardında 19 erkek 20 küsur kız ****** bırakarak bu dünyadan ayrılıyor.
Ancak erkek çocukların sonraki taht kavgalarında öldürülmesi Nur Banu Sultan’ın çalışmalarının boşa gittiği şeklinde yorumlanabilir.

Allahım sevgimi kulun Mustafa’nın gönlüne ver!

Tılsımlı gömlekler sadece padişahlar ve şehzadeler için yapılmamış. Saray çevresine yakın paşalardan özellikle makam hırsı olanlar da kendileri için gömlek hazırlatmışlar.

Onlardan biri Moralı Hasan Paşa, gömleğinin üzerine şöyle yazdırmış: “Allahım senden sevgimi, muhabbetimi kulun Mustafa’nın gönlüne vermeni dilerim. Nasıl vahyini sevgilin Muhammed’in kalbine ilham etmişsen ruhumla Sultan Mustafa’nın ruhunu uzlaştır.”
Gömleğin yakasındaki küçük karelerde ise “Ey herşeyi kolaylaştıran Allahım, Hasan Paşa’nın muradını da kolaylaştır.” yazıyor.
Hasan Paşa’nın muradı nedir, sadrazam olmak.

Hülya Tezcan bu gömlekten hareketle yaptığı araştırmada, paşanın çok hırslı bir adam olduğu ve sadrazam olabilmek için padişahları canından bezdirdiği bilgisine ulaşmış.

Moralı Hasan Paşa sonunda muradına ulaşıp sadrazam olabilmiş.
Saltanat kavgalarının uzağındaki halk da tılsımlı gömleklerden payına düşeni almış.
Dönemin tarikat dergahlarında, sarılıktan, akrep sokmasından korunmaya yönelik hazırlanan gömlekler arasında kadınları eşlerine şirin gösteren gömlekler de var.
İç gömleklerden günümüze ulaşanlar, üzerlerindeki leke hatta yaka kirleriyle duruyor; çünkü bu gömleklerin yıkanması mümkün değil.

Bir de hiç kullanılmadan kaldırılan gömlekler var koleksiyonda.
Tezcan, “Sarayda her şeyin bol bol yedeği vardır.

Elimizde yüzlerce giyilmemiş bebek elbisesi var.” diyor.

İpeğin nadir kullanıldığı bu alanda tılsımlı takke ve takma yakalar da var.

Takma yakayla ilgili bir açıklamaya rastlamayan Hülya Tezcan, kendince bir çıkarımda bulunuyor:
“Yaka, sultanların törenlerde giydiği kaftanın yaka kesimine benziyor. Üzerindeki iplik izlerine bakılırsa kötülüklerden korunma niyetiyle kaftanın içine monte edildiği söylenebilir.”

Gömlekler şimdi koruma altında; sergilenmek için özel izinle saraydan çıkarılabiliyorlar; ancak kimi zaman hiç hesapta olmayan çok daha özel istekler olabiliyor.

Tezcan, Osmanlı Hanedanı’ndan ismini açıklamadığı bir kadının şifa bulmak için tılsımlı gömleklerden birini giyerek bir müddet beklediğini ve sonra teşekkür ederek ayrıldığını söylüyor.

Hülya Tezcan yaklaşık 30 yıldır gömlekler arasında yaşasa da tılsımlarını çözmeye hiç çalışmamış.

“Bir şifre var, bu açık; ama o rakamları ve harfleri çözmek uzmanlık gerektirir. Kaldı ki, giysilerin üzerindeki gubarî hatla yazılan Arapça metinler bile daha okunmadı.

Gömleklerin hem dokuması hem de deseni itibariyle gerçek bir sanat eseri olduğunu kabul etmeliyiz. Dokuma üzerine çalışanlar da 8 bin çözgü teliyle dokunan Gülistanî Kemha tekniğini henüz çözemediler.”

Şifreyi çözmek Türk tekstiline yeni bir açılım getirecek

Türkiye’de tılsımlı gömlekler üzerindeki şifreyi çözmeye çalışan tek isim Mehlika Orakçıoğlu.

Bilinen tek isim demek daha doğru; çünkü gömleklere ulaşma hususunda Hülya Tezcan’la bağlantıya geçmiş başka biri yok.

1998’den bu yana “Türk Tekstilindeki Kültürel Etkiler” başlıklı doktora tezi üzerinde çalışan Orakçıoğlu, şu günlerde 2. Selim’in gömleğini inceliyor. Şimdilik gömleğin ön yüzündeki küçük karelere yerleştirilen rakamlarla Fetih Sûresi’nin kodlandığını keşfetmiş.

Tezini Londra’daki bir üniversite’de hazırlayan Mehlika Hanım, İngiliz danışmanlarının kendisini bu alana yönlendirdiğini ve asıl niyetlerinin gömlekler üzerindeki kodlama sistemini çözerek günümüz tekstiline yeni bir açılım kazandırmak olduğunu söylüyor: “

Bu konu, dışarıda daha çok ilgi topluyor.
Harvard Üniversitesi bütün imkanlarını ücretsiz olarak seferber etti mesela. Sonunda neye ulaşacağımı bilmiyorum.
Kodlama sistemini günümüze uyarlamayı başaramasam bile bu tez bitirilmeyi hak ediyor.
Fakat çözebilirsem yeni tekstil tasarımları oluşturmak zor olmayacaktır.”

Osmanlı tekstilini incelerken siyaset, ekonomi ve tarihten yararlanmak gerektiğini söyleyen Orakçıoğlu, tılsımlı gömlekler üzerinde dörde yakın formül kullanıldığını tespit etmiş.

Uzun yazılar yerine rakamlar ve harfler tercih etmek sınırlı zemini verimli kullanmayı sağlıyor.
Ancak altta, gündelik hayatta pratik olma felsefesi yatıyor.

Nitekim Osmanlı döneminde tüccarların uzun cümleler yerine kelimelerin sayısal değerleriyle anlaştığı biliniyor.

Gömlekler üzerindeki geometrik desenler ve kodlanan rakamlar bir matematik dehasına da işaret ediyor.

Prof. Dr. İsmail Yakıt’ın Türk İslam Kültürü’nde Ebced Hesabı ve Tarih Düşürme (Ötüken Yayınları) adlı kitabından faydalanan Orakçıoğlu, Mimar Sinan’ın da eserlerinde ebced hesabı kullandığını hatırlatıyor.

Mehlika Orakçıoğlu sadece bir gömlek üzerinde çalışıyor.
İncelenmeyi bekleyen onlarca tılsımlı gömlek olduğu hesaba katılırsa gömleklerin dilinin çözülmesinin hayli vakit alacağı söylenebilir.

Fakat onun halihazırda çözdüğü bir figür var.
Yavuz Sultan Selim’in kaftanı üzerindeki desenleri inceleyerek ‘ellerini gökyüzüne açmış yakaran insan figürü’ne ulaşan Orakçıoğlu, yurtdışında bu kaftan üzerine üç konferans vermiş.

Sanatkârın desenler arasına ustaca gizlediği figür, kutsal hazineleri İstanbul’a taşıyan ve ilk Osmanlı Halifesi unvanını alan Yavuz’un İslamî esasların koruyucusu olduğunu simgeliyor.
Mehlika Hanım’a göre, görsel bir illüzyon halinde kimi zaman açıkça görünüp kimi zaman da desenler arasında yiten figürü doğrudan Yavuz Selim’e atfetmek de mümkün.
Çünkü taç kullanan tek Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim.
konu ile ilgilenenlere bir de Elemterefiş adlı kitabı okumlarını tavsiye ederiz.
ELEMTEREFIS
Nazara inananlara, nazara gelmekten korkanlara, taşlarda şifa arayanlara, büyüyle alakadar olanlara ama en çok da tarihe meraklılara ilaç gibi gelecek bir sergi: Anadolu'da Büyü ve İnanışlar. Elemterefiş. Yapı Kredi Kültür Merkezi, Vedat Nedim Tör Müzesi'nde 13 Haziran’da başlayan sergi, Eski Mısır'dan günümüze büyü kültürünün hangi aşamalardan geçtiğini gösteriyor. Bu enteresan serginin küratörü Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nden Prof. Dr. Gürbüz Erginer, editörü Ekrem Işın. Serginin tasarımında ise Ersu Pekin'in imzası var. Eski Mısır ve Mezopotamya'dan başlayarak büyü ve inanışlara ışık tutan sergide sırasıyla Hititler, antik dönem Yunan ve Roma dünyası, Ortaçağ Bizans ve Selçuklu toplumları ile Osmanlı İmparatorluğu'nda ve günümüzde Anadolu'da kullanılan çeşitli büyü tabletleri, heykelleri, nesneleri ziyaretçilere sunuluyor.
Serginin editörü Ekrem Işın "Amacımız tarih öncesinden günümüze kadar bu konudaki sürekliliği vurgulamak" diyor: "İzleyici sergide örneğin nazar boncuğunu antik çağdaki haliyle de bugün hâlâ kullanılmakta olan haliyle de görecek. İnanç sistemlerinde belli bir süreklilik var, bunu göstermek istiyoruz. Bütün bu uygarlıklar arasında büyü ve inanışlarla ilgili çok temel benzerlikler bulunuyor. Bu da insanın tabiatından kaynaklanan bir şey. Tek tanrılı dinlerden önceki dönemlerde insanoğlu, gökyüzü ile yeraltı diyebileceğimiz karanlıklar alemi arasında sıkışmış kalmış bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. Kaderi üzerinde hakim olmak, geleceğini öğrenmek istediğinde ya da şifa amacıyla büyüsel pratiklere başvurmuş. Modern zamanlarda da insan karşılaştığı güçlükler ya da başka nedenler yüzünden bu tür yöntemlerle çare arayabiliyor. Tek tanrılı dinlerle birlikte büyü, büyücülük yasaklanmış olsa da bu inanışlar sürüyor. Bu paralelliğe dikkat çekmek başlıca amaçlarımızdan biri oldu."

Padişahların tılsımlı gömleği
Elemterefiş sergisinde görülebilecek parçalardan bazıları şöyle: Çivi heykelcikler, üzerinde büyü metinlerinin yazılı olduğu tabletler, muskalar, istihare taşları, nazara karşı kolyeler, tılsım mühürler, şifa tasları; evleri, işyerlerini ya da hayvanları kötü illetlerden korumak için kullanılan üzerlikler, maskeler... Serginin önemli parçalarından biri de Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nden gelen şaman modeli. Atatürk döneminde başlatılan Türk tarihi çalışmaları kapsamında Rusların hediye ettiği; normal bir insan boyutundaki, otantik giysili, davullu bu şaman izleyicilerin belli ki çok ilgisini çekecek.
Sergideki diğer objelerin bir kısmı Haluk Perk, Ferit Edgü ve Murat Morova'nın koleksiyonlarından alınmış. Topkapı Müzesi'nden gelen, padişahların giyindiği tılsımlı gömlek gibi parçalar da sergide yer alıyor.
16 Ağustos'a kadar gezilebilecek sergiyle ilgili olarak bir de katalog hazırlandı. Katalogda bilim adamlarının konuyla ilgili yazıları da bulunuyor. Prof. Dr. Metin And "Büyü, Canlılık ve Sanat", dünyaca tanınmış Hititologlardan Prof. Dr. Ahmet Ünal "Hititlerde ve Çağdaşı Anadolu Kavimlerinde Büyücülük", M. Muhtar Kutlu "Büyücü Şaman", Prof. Dr. Gürbüz Erginer "Anadolu'da Batıl İnanmalar ve Büyü" başlıklı yazılarında konuyu detaylı olarak inceliyorlar.

Nilüfer Oktay
Milliyet

14 Aralık 2010 Salı

MARKA OLABİLMEK ?



“Alanya, Türk turizminin Tursil’idir” demiştim.
Herkes adını bilir; yani en tanınan markadır.
Ama, çok az insan onu satın alır.
Pazar payı giderek azalmaktadır bu yüzden…
Yaratılan yeni markalara sürekli geçilirken, “marka” olmakla övünür.
Marka olmak tek başına bir işe yaramıyor oysa…
Marka olmanın yanı sıra iyi bir imaja sahip olmak da gerek…

Mehmet Ali Dim, Yeni Alanya Gazetesi

12 Aralık 2010 Pazar

DPT ve MPM





İTO Meclis Toplantısı’nda konuşan Başbakan Erdoğan,Türkiye ekonomisinin tarihinde ilk kez dört yıl üst üste büyüdüğünü söylerken, büyümenin ‘sanal’ olduğunu söyleyenlere, “Rakamlara bakan sağlıklı büyümeyi görür” yanıtını verdi. Diğer yandan Erdoğan, TOBB Başkanına da daha önce bir başbakanla bu kadar sık bir araya gelip gelmediğini sorduğunu, aldığı yanıtın ‘hayır’ olduğunu belirtti.
İTO Başkanı Murat Yalçıntaş ise şunları söyledi: “Türkiye’de en önemli sorun istihdam. Yapısal reformların sürdürülmesini, kayıt dışı ekonomi, sağlık, eğitim alanlarında değişim rüzgarlarının devam etmesini istiyoruz.”
Görüldüğü veya düzeltiyorum okunduğu üzere herkes memnun gidişattan. Herkesin elinde bir takım rakamlar çoğu bizden olmayan bizim olmayan yani IMF’nin, Dünya Bankası’nın ve çoğu ABD kökenli ulusal araştırma şirketlerinin verileri!
Peki makalenin başlığında yer alan kısaltmaları hiç merak edenimiz var mı içimizde?
Ben sizleri yormayayım.
DPT : Devlet Planlama Teşkilatı
MPM : Milli Prodüktivite Merkezi
Bu birimler Süleyman Demirel ve Turgut Özal döneminde ve en son sanırım Ecevit Hükümetinde kullanılan daha sonra özellikle bu hükümet döneminde işlevselliğini yitirdiğini düşündüğüm güzide kurumlarımız.
Devlet planlama Teşkilatı, yapısı itibariyle inanılmaz zengin bir veri tabanına sahip olduğundan doğru ellerde kullanıldığı takdirde kısa, orta ve uzun vade planlamalarla devleti yönetme yetisini elinde bulunduran hükümetin en önemli silahıdır. Bugün dünya bize, bizim adımıza ekonomik anlamda roller biçmekte bizi belli bir kalıba sokmakta ve o kalıp çerçevesinde hareket etmemizi öngörmektedir. İşte kilit kelime budur. Öngörü!
Öngörü işi devlet adına bu hizmeti vermekle yükümlü olan DPT’na aittir!
DPT’nı verimli olarak çalıştırtacak olan da yine bizzat başbakanın kendisidir. Yönetmiş olduğu ülkesinin nerelere doğru gitmesini istiyorsa o konuyla ilgili tüm projeksiyon çalışmalarını yaptırtması mümkündür.
Eğer bu kurum yeterince çalıştırılabilmiş olsaydı; bugün Tekstil ve Konfeksiyon Sanayi yerine istihdam ve Katma Değer oluşturacak yeni bir sektör Türkiye’ye kazandırılmış olurdu.
Tekstil sektörü emek yoğun bir sektör olup istihdam demektir. İstihdam kelimesini görmemezlikten gelip olaya sadece ciro bazında bakarsanız sanki bu sektörün yerine otomotiv sektörü oturtulmuş gibi gözükebilir ve o zaman ihracat rakamlarıyla istediğiniz gibi oynayabilir, süslü kelimelerle bunları Ulusa Sesleniş programlarında anlatabilirsiniz.
Böyle olmadığı gerek bizde gerekse Almanya’da görülmektedir.
Uluslararası Para Fonu (IMF) Dünya Ekonomik Görünüm Raporu kapsamında Almanya, ABD ve Japonya’dan sonra üçüncü sıradadır. Gel gör ki Alanya’mıza gelen Alman turistlerde de gördüğümüz üzere bu, dünya çapında tescilli ekonomik büyüklük tabana yani halka yansımamaktadır. Halk mutsuzdur çünkü alım gücü yoktur. Çünkü geçmiş senelere göre fakirleşmiştir. Bunun tek nedeni aynen Sayın Erdoğan’ın da göz ardı ettiği gibi kendi ülkende istihdam yaratmamak, mevcut işadamlarını diğer ülkelerde yatırım yapmaya teşvik etmek.
HALKI GÜLMEYEN BİR ÜLKENİN İKTİDARININ GÜLMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR. Onun adı zoraki sırıtma olur.
Diğer taraftan çoğunuzun eminim adını yeni duyduğunuz Milli Prodüktivite merkezi ise tamamen verimlilik kelimesini, işlevini Türkiye’ye öğretmeye ve uygulamaya çalışan yine Ankara’mızın güzide bir kurumudur.
Farkında mısınız Ankara deyip duruyorum. Çünkü Babacan’a katılmıyorum. Atatürk’ün tırnaklarıyla oluşturduğu, yoktan var ettiği Anadolu’nun çorak kasabası olan Ankara’dan Merkez Bankası’nın alınıp İstanbul’a taşınması isteğini hazmedemiyorum!!!!!!!!
Bu kısa ara konudan sonra MPM’ne devam edelim:
MPM ile ilk işbirliğim 1991 yılına rastlar. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Planlama Sorumlusu olarak yer aldığım rahmetli Dr. Fazıl Küçük’ün oğlu Sayın Mehmet Küçük’e ait konfeksiyon fabrikasında üretimin verimliliği ile ilgili ters giden bir şeyler vardı çözemiyorduk. Firma göz göre göre zarar ediyordu. Üniversite yıllarından beri dergisini takip ettiğim MPM’ye bir dilekçe yazarak konuyu bildirdim. İnanmayacaksınız bürokrasisinden şikayetçi olduğumuz Ankara’nın bu fevkalade kurumu çok değerli iki mühendisini bir hafta süre ile Kıbrıs’a gönderdiler. Tam 40 sayfalık bir raporu oluşturarak bizlere teslim ettiler.
Hikaye gibi değil mi? Bugün eğer isterseniz bireysel olarak problem gördüğünüz ve ya daha iyi olmasını arzuladığınız işletmeniz için (hangi sektör olursa olsun) MPM’ye müracaat etmeniz yeterli olacaktır.
Sizlere PLANLAMA ve VERİMLİLİK dolu günler diliyorum.

Sabih Samur

Kaynak: 02.10.2006, Yeni Alanya Gazetesi

10 Aralık 2010 Cuma

Trikoda şaşırtıcı yorumlar



Örgüye umulmadık yorumlar katan bir isim 2 Ters 1 Düz markasının sahibi İpek Arnas.
.
.
Kaynak: http://style-boom.blogspot.com/search/label/Sonbahar%2FK%C4%B1%C5%9F%202010

15 Kasım 2010 Pazartesi

Kamuya olan borçların yeniden yapılandırılmasına ilişkin paket

Devlet Bakanı Ali Babacan tarafından aşağıdaki açıklanma yapılmıştır.
Babacan özetle;
Kamu alacaklarının yeniden yapılandırılacak kanun tasarısının kapsamını geniş tuttuklarını, tasarıyla uzun sürede taksitli ödeme imkanı sağlayacaklarını söyledi.

Kamu alacaklarının yeniden yapılanmasına ilişkin yasa tasarısı kapsamına maliye, gümrük müsteşarlığı, SGK, il özel idareleri, TEDAŞ (7 özel dağıtım şirketi dahil), TRT, KOSGEB, TOBB ve OSB'lerin girdiğini bildirdi.

Kamu alacaklarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin tasarıya göre, vergi alacaklarında 31 Temmuz 2010'dan, SGK primlerinde Haziran 2010'dan önceki dönemin kapsamda olacağını bildirdi.

Elektrik ve su alacaklarında da 31 Temmuz 2010'dan önce ödenmesi gerekenlerin dikkate alınacağını kaydetti.

Tasarının kapsamı

Tasarı kapsamı içerisine giren kuruluşları, Maliye Bakanlığı, Gümrük Müsteşarlığı, SGK, İl Özel İdareleri ile belediyeler, Büyükşehir Belediyeleri ile Su ve Kanalizasyon İdareleri, TEDAŞ, Yurtkur, TRT, KOSGEB, TOBB ile bağlı odalar ve organize sanayi bölgeleri olarak sıralayan Bakan Babacan, "Dikkat ederseniz bu son iki kuruluş kamu sektörü değil, hukuki açıdan ama onlardan bize gelen talepler doğrultusunda biz bunları ekledik. TOBB ve OSB'ler aynı kamu alacakları kapsamında kendi alacaklarının da yeniden yapılandırabilmek istedikleri için kapsama girmiş oldular" dedi.

Babacan, kapsama giren alacakları da şöyle sıraladı:

"Vergiler ve vergi cezaları, gümrük vergileri ve idari para cezaları,sosyal güvenlik primleri ve idari para cezaları, İl Özel İdarelerinin çeşitli harç ve katkı payı gibi bazı alacakları, belediyelerin vergi tarifeden doğan ücret ve su alacakları. Büyükşehir belediyelerinin su ve atık su alacakları, TEDAŞ'IN elektrik alacakları.

Bu arada özelleştirilen 7 elektrik dağıtım bölgesi var. Bu 7 dağıtım şirketi de Enerji Bakanlığımızla yaptığı görüşme uyarınca kapsamına girmek istedikleri söylediği için bunlar da bu kapsama girmiş oluyor. Bunlar hep bu özel kuruluşların kendi rızaları ve talebiyle yapılan çalışmalar. Yurtkur'un öğrenim kredisi alacakları, TRT'nin elektrik payı ve bandrol ücretlerinden kaynaklı alacakları, KOSGEB'in desteklerden kaynaklı alacakları, TOBB ve bağlı odaların oda aidat ücretleri, OSB'lerin elektrik, su, doğalgaz alacakları ile yönetim aidat alacakları..."

Kapsama giren alacakların dönemi

Kapsama giren alacakların döneminin kritik bir nokta olduğunu belirten Babacan, vergiler ve gümrük vergileri açısından 31 Temmuz 2010'dan önceki dönemleri, beyana dayanan vergilerde yine 31 Temmuz 2010 tarihine kadar verilmesi gereken beyannameleri kapsama aldıklarını bildirdi.

Babacan, 2010 yılına ilişkin31 Temmuz 2010 tarihinden evvel tahakkuk eden emlak vergisi, çevre temizlik vergisi, motorlu taşıtlar vergisini kapsama aldıklarını kaydetti.

Babacan, "Neden 31 Temmuz 2010?" diyerek şöyle devam etti:

"Sosyal güvenlik primleri açısından baktığımızda Haziran 2010 ve önceki aylara ait. Haziran 2010'daki ödeme Temmuz'da yapıldığı için, Haziran 2010'dan önceki aylara ait işlenen ve sigortalılara ilişkin sigorta primi, emeklilik keseneği ve kurum karşılığı, işsizlik sigortası pirimi ve sosyal güvenlik destekleri isteğe bağlı sigortalar ve topluluk sigortalarına ilişkin primler, yaşlılık emekli aylığı veya malullük aylığı bağlandıktan sonra sigortalı sayılmasını gerektiren nitelikteki kendi nam ve hesabına bağımsız çalışanlarınaylığından kesilmesi veya kendisince ödenmesi gereken sosyal güvenlik destek pirimi.

Sosyal güvenlik kurumunca takip edilen damga vergisi, özel işlem vergisi ve eğitim katkı payı yine 30 Haziran 2010 tarihine kadar bitirilmiş özel nitelikteki inşaatlar ile ihale konusu işlere ilişkin eksik işçilik tutarı üzerinden hesaplanan sigorta primleri 31 Temmuz 2010 tarihine kadar işlenen fiillere ilişkin idari para cezaları. Elektrik ve su alacakları açısından yine 31 Temmuz 2010 tarihinden önce ödenmesi gerekenler .O da aidatları açısından hazırlanan tasarının yürürlüğe girmesinden önce ödenmesi gereken aidatlar diğer alacakları açısından da 31 Temmuz 2010 tarihind evadesi geldiği halde kanunun yürürlüğe girdiği tarihte ödenmemiş olanlar."

Tahsilatların hızlanması sağlanacak

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, gecikmiş alacakların yeniden yapılandırılmasının, ihtilaflı alacakların ihtilafına son vererek tahsilatının hızlandırılmasını sağlanacağını belirterek, kanundan önce başlamış inceleme vetazminat işlemlerinin tamamlanması sonucunda tarh edilecek vergiler için de kanundan yararlanma imkanı getirdiklerini bildirdi.

Babacan, şunları söyledi:

"Matrah ve vergi artırımı. Bu önceki kesinleşmiş alacakların tahsili ile ilgili değil, yeni bir konu. Geçmişe yönelik özellikle 2006'dan sonra dönemlere uygulanacak. Stok beyanı ve kayıtların düzeltilmesi yapılandırılan alacakların taksitle ödenmesi vergi borçlarının kredi kartı ile de ödenebilmesi. Süresinde ödenmeyen taksitlerin belli şartlarla ödenmesine izin verilmesi. Varlık barışı kanunu kapsamında bildirim ve beyanda bulunmakla birlikte çeşitli nedenlerle kanunun sağladığı imkanlardan yararlanamayanlara bilahare bazı haklar tanınması."

Bu kanundan nasıl yararlanılacak?

Bununla ilgili kanun çıktıktan sonra vatandaşların öncelikle yazılı başvuruda bulunması ve bununla ilgili devam eden davalardan vazgeçilmesi gerekeceğini açıklayan Bakan Babacan, ödemelerin süresinde yapılmasının önemli olduğunu vurguladı.

Babacan, şöyle devam etti:

"Ödemeler derken cari yükümlülüklerin. (Ben eski borcumu yapılandırayım,yeniden borç takayım), böyle bir şey yok. Yani vergi ödemeleri günü gününe tam yapılacak ve bu kanundan yararlanılacak. Eğer vergi ödemelerinde bir aksama olursa, o zaman bu kanunun verdiği imkanlar ortadan kalkmış oluyor. Tekrardan yüksek alacaklara dönmüş oluyoruz. Bu önemli bir ayrıntı. Taksit süresince bu geçerli olacak. Uygulama kapsamında 36 aya kadar günlük ödemelerin de zamanında yapılması gerekiyor. O arada bir aksilik çıkarsa biz bu yeniden yapılandırmaya tekrar başa sarmış olacağız ve bir bakıma ilk hale dönmüş olacağız. Bu önemli bir ayrıntı. Vatandaşların dikkat etmesi gerekir."

Taksit uygulaması

Ödemelerin zamanında yapılmasının önemini vurgulayan Bakan Babacan, taksitlerle ilgili "küçük toleranslar" getirdiklerini de belirtti.

Babacan'ın verdiği bilgiye göre, başvuruların, kanunun yürürlüğe girdiği ayı izleyen ikinci ayın sonuna kadar yapılması gerekiyor. Kanunun TBMM'den ne zaman çıkacağına ilişkin kesin bir tarih vermenin mümkün olmadığına işaret eden Babacan, "Söz gelimi, aralık ayında çıkarsa, şubat ayının sonuna kadar başvurulması gerekiyor, kanun bir ay sarkarsa, başvurular mart ayının sonuna kadar yapılabilir" dedi.

Ödemelerin peşin veya taksitli yapılabileceğini anlatan Bakan Babacan, genel prensip olarak taksitler üst üste çakışmaması için 2 ayda bir taksit ödeme prensibi getirdiklerini, kurum ödemelerinin çakışmayacağını söyledi.

Toplam 36 ayda 18 taksitte ödemeler yapılabileceğini bildiren Babacan, vergi borçlarının kredi kartına taksit olarak yansıtılması imkanı da getirdiklerini açıkladı.

Bu yasa çerçevesinde ilgili kuruluşlar ile protokol yapan bankalar ve bu bankaların kartına sahip olan vatandaşlar bu uygulamadan yararlanabilecek. Ödemelere, SGK alacakları için, kanunun yürürlüğe girdiği ayı izleyen 4.aydan, diğer kurum alacakları için ise kanunun yürürlüğe girdiği ayı izleyen 3.aydan itibaren başlanacak.

Babacan, "Alacağın aslını bugüne kadar enflasyon ile getirdik; bu rakam,peşin ödeme için uygulanacak rakam. İlk ay öderse borcu kapanır. Buna taksit yapmak istiyorsa, 6 taksitte yapılacak ödemeler için bu alacağı 1,05 katsayısı ile çarpıyoruz. 6 taksit demek 12 ay demek. 9 taksitte ödeme yapacaksa 1,07k atsayısı ile; 12 taksitte (2 yılda) ödeme yapacaksa 1,10 kat sayısı, 18 taksitte (36 ay) ödemek isteyenlere ise borcu 1,15 ile çarpıyoruz. Peşin ödemek daha avantajlı olacak. Taksitlendirirken küçük katsayılarla peşin ödeme ile taksitleödeme arasında adalet sağlamış oluyoruz" dedi.

Kaynak: http://www.cnnturk.com/2010/ekonomi/genel/11/15/babacan.tarihi.mali.affi.acikladi/596517.0/index.html